Posted On Mart 11, 2016 By In Dergi With 646 Views

Mart 2016 sayımız… İnsancıl 26 Yaşında

İnsancıl Mart 2016 Sayısından

1   Hülya Köksal Coşkun – Doğa Şiirleri (şiir)

2   Betül Çotuksöken – Felsefenin Gör Dediği: Zeki, Bilgili ve Dünyayı Değiştiren İnsan

Son zamanlarda özellikle bilginin çok da önemsenmediğine, bilgiyle bilgi olmayanın, hem de neredeyse bilinçli olarak karıştırıldığına, bu arada zekâya ya da düşünmenin özellikle akla dayalı işlevlerine hiç önem verilmediğine tanık oluyoruz. Hatta unvan sahibi, yetkili kimi kişiler, büyük bir rahatlıkla salt değişmeye ayak uydurmayı öne çıkarıyorlar. Bu, gerçekten böyle mi? Başlıkta geçen deyimlere/terimlere ve onların ardındaki kavramlara kısaca da olsa, daha yakından bakmayı deneyelim.

4   Mustafa Göksoy – Savaşa İnat Düşlerim (şiir)

5   Mehmet Aslan – 21 Mart Dünya Şiir Günü Bildirisi

Umut, kendini insanlığa adayanların, insanı, insanlığı ilerletmek isteyenlerin temel özelliğidir. Şiirimizde, en zor koşullarda bile, var olan düzene boyun eğmemiş, direngen, her şiirinde yaşama, insana umutla bakan şairlerimiz var. Nazım Hikmet gibi, A. Kadir gibi, Rıfat Ilgaz, Hasan Hüseyin, Enver Gökçe, Ö. F. Toprak, Şükran Kurdakul, Ahmet Arif, Güngör Gençay, Kemal Özer, Sennur Sezer, Berrin Taş… gibi nice şairimiz yaşama umutla bakmış, umutsuzluğa düşmüş insanı şiirleriyle ayağa kaldırmışlardır.

7   Hüray Kılıç – 14 Şubat 2016 İnsancıl Dünya Öykü Günü Bildirisi Bizim Öykülerimiz

İnsancıl okulunda, öyküler okuyoruz insanı tanımak için… iyisiyle, kötüsüyle gerçek insanı… öykülerde üreten, paylaşan, sömürüye karşı savaşan, ezilen emekçi insanları. Sömüren egemenleri. Kendi küçük dünyasını aşamayan küçük burjuvaları. Geleneklere, baskılara direnen, kendi yaşamı için savaşım veren kadınları. Okuyoruz, görüyoruz. İnsanı tanıyoruz.

8   Sevinç Kırmızıgül – Buzdolabı (şiir)

9   Bünyamin Durali – Cengiz Gündoğdu’yu Anlamak ve Roman Estetiği

Gelin görün ki, olagelenler bunun tam aksi yönündedir. Gündoğdu’nun canhıraş emekleri, Edebiyat Olimposu’nun doruklarına kurulmuş Zeus’lar ve Zeusçuklarca mütemâdiyen görmezlikten/duymazlıktan gelinmiş, Tanpınarca bir kavramsallaştırmaya başvurarak söyleyeyim, “sükût suikastı”na uğratılmıştır ilelebet.

Kolayından kurmuyorum, içinde “sükut suikastı” geçen bu cümleyi. İçim sızlayarak, yüreğim yanarak söylüyorum.

12 F. Nurten Ergen – Buluşma (şiir)

14 Deniz Saraç – Yalın Sözcüklerin Gerçekçi Şairi Kemal Özer

Etkinlik saati Kemal Özer’in Düşman Çizmesi Altında Yurdum adlı şiirinin Grup Yorum’ca seslendirilmesiyle başladı. Ardından Simge Özer ve Kadir İncesu’nun arşivinden yararlanılarak Kadir İncesu’nun hazırladığı slaytı Hüseyin Şahin perdeye yansıttı. Kemal Özer’in sesinden şiirlerini dinlerken, fotoğraflarıyla yaşamının kısa bir özetini izledik. Görsel etkinliğin ardından açılış konuşması Kemal Özer’in kendi sözleriyle yapıldı. 21 Ocak 1996 yılında yazmış olduğu bir yazıdan bölümler okundu. 20 yıl önce yazmış olduğu bir yazının bugün hâlâ güncelliğini koruması, sanatçının gücüdür. Bakış açısının genişliğidir.

17 M. Utku Şentürk – Sana… (şiir)

18 Berrin Taş – Hep Yolda

11 Ocak 2016

Şair şiiri kendinden uzakta aramayacak.

Yaratıcı gücünün ün, gösteriş, para karşısında teslim olmasına izin vermeyecek.

Bir şiirin özelden genele erişebilmesi, durumun, şairin “yüreğiyle, ruhuyla, usuyla” anlaşması gerekiyor. Ruh sözcüğü tam anlamı karşılamıyor. Ona şairin içsel yaşantısı diyebiliriz. Şairin içsel yaşantısıyla dış dünyadan seçerek bilincine aldıkları uyuşursa kalıcı bir şiir ortaya çıkar. İçsel değerleri, dışındaki dünyanın istemleri karşısında gerilerse ordan şiir çıkmaz.

23 Aydın Karasüleymanoğlu – Ben Tükenmem Karanlıklarda (şiir)

24 Yusuf Çotuksöken – Değer Nedir? ya da “Özgürlük” ve “Emek” Değerler Dizelgesinde Yer Almalı mıdır?

“Değer nedir?” diye siz de, benim gibi, kendinize sormuşsunuzdur, eminim. Ancak “değer”in tanımı ve hangi kavramların/kurumların değerler dizelgesinde yer alacağı tartışmalı. Bunun için belki ilkin, “değer” kavramını nasıl tanımladığımıza bir göz atmalıyız.

26 Veysel Atayman – B. Sadık Albayrak’a Mektup

1966’larda sinematek ile tanıştık. Devrimin elinin kulağında olduğu yıllar! Sinematek şu “zavallı Türk/Yeşilçam” sinemasının yol açtığını varsaydığı “açlığımızı” gidermek için (Yeni Dalga’nın onuncu yılı, İngiliz Yeni Dalgası, Passolini, Bisiklet Hırsızları vb; Alman Genç sineması, Birkaç Bergmann vb. Polonya, Çek sineması).

Sonuçta biz gerçek sinema budur, diye ağzımız hayran açık, aslında pek de bir şey anlamadan, sinematek “hocalarımızın” yorumlarıyla dolup taşıp çiçek pasajını boylar; “yahu ne izledik şimdi?” kırık dökük entel söyleşilerimize orada devam ederdik.

28 Mürşide Uysal – Duygularım (şiir)

29 Ubeydullah GünelAfşar Timuçin’in Üç Yapıtı Bağlamında Ödül ve Eleştirinin Gerekliliği-Gereksizliği

Eleştirilmek, günümüz yazarları için ciddi bir gereksinimdir. “Neden günümüzde?” ya da “neden yazar için?” soruları akla gelebilir; çünkü günümüzde ortaya nitelikli bir yapıt çıkarmak isteyen yazarlar için sağlıklı bir ortam bulunmuyor. Satış ve pazarlama odaklı, övmenin, parlatmanın, pohpohlamanın ağırlıkta olduğu bir piyasa egemenliği sürüyor. Bu ortamda yazarın bağımsızlığı piyasanın egemen gücü tarafından ele geçiriliyor. Gözetim altındaki yazar yalnızca egemen anlayışın izin verdiği ölçütler çerçevesinde yazıyor.

33 Coşkun Özdemir – Attila İlhan’ı Anlamak

Attila İlhan’ı, bu büyük yazar, büyük düşünürü 10 yıl önce bugünlerde yitirdik. En çok şiirleri ile etkilemişti toplumu. “Ben Sana Mecburum”, “Ne Kadınlar Sevdim Zaten Yoktular”, “Sisler Bulvarı”, “Elde var Hüzün” şiirlerini unutmak mümkün mü? Orhan Bursalı onu “söz ve anlam büyücüsü” olarak anıyor. Bursalı’ya göre iyi şair en iyi büyücüdür, dizeleri ile sizi, benliğinizi sarıp sarmalar.

35 B. Sadık Albayrak – Edebiyat ve Devrim

Edebiyatın devrimlere etkisi, devrimlerin edebiyattaki yankısı nasıl olmuştur?

Elimizde Lenin’in Tolstoy için yaptığı bir belirleme var; “Tolstoy, Rus devriminin aynasıdır.” Edebiyat aynaya benzetilince bunun basit bir yansıtma olduğunu düşünmemeli, bu, bütün çelişkileri, eksiklikleri ve fazlalıklarıyla, ilerilikleri ve gerilikleriyle, hareket içinde devrim gerçeğinden yansımalar getiren bir edebiyattır. Herkesin gerici bir Hıristiyan anarşisti gördüğü bu yazarda Lenin, devrimin aynasını bulacak kadar cesurdur.

39 Berivan Kaya – Aşkın Metafiziği mi Aşkın Devrimci Praksisi mi?

Aralarında kimi temel farklar yer almış olsa da 25-26 Eylül’de İstanbul Dragos’ta yapılan Aşkın Metafiziği Konferansında Alain Badiou, Slavoj Zizek ve Ahmet Soysal aşkın, hem bir rastlantısallık hem de farkı radikalleştirerek aşkınlaştıran buradan hakikate ötelenen bir mutlaklaştırma olması noktasında hemfikirdiler. Bu durumda aşkta olan biten şudur: Birini algılar, ayırt eder, farklılaştırır, canlı yaşayan ağdan, somuttan çıkararak idealize eder, biricikleştirir, bir sonsuzda aşkınlaştırırız. Ahmet Soysal biraz daha ileri giderek Platon’dan bir alıntıyla, süreci aşamalarla, bir güzellikten bir üst güzelliğe ulaşarak en sonunda mutlak güzelliğe ya da hakikate varan bir doğrusal zaman olarak betimliyor. Artık gidilecek bir yer kalmamıştır, tasavvuftaki gibi hakikate giden tüm zorluklar aşılmış göksel olana, tanrı hakikatine ulaşmak gibi aşkın anlamına ulaşılmıştır.

43 Hüseyin Duygu – Küba’ya Gezi

Arkadaşım Coşkun’la Küba’nın sıcacık günlerini, mor geceleri yaşamak için mart ayında Almanya’dan bindik uçağa. 10,5 saat uçtuktan sonra Havana’nın doğusundaki kumsal kent Varadero’ya vardık. Havalanında bizi bekleyen otobüse daha binmeden ılık bir rüzgar ısıttı bizi, tam düşlediğim gibi bir hava. Kışın yazı yaşamak lüksü bu olmalıydı! Küba’ya varır varmaz nedense Nazım Hikmet’i düşünüyorum. Havana’ya devrimci hükümetin davetlisi olarak 13 Mayıs 1961’de gelmiş Nazım Hikmet. Avrupa’da tanıdığı dostu, Kübalı şair Nicolas Guillen tarafından Havana’da ağırlanmış.

49 Müyesser Eren Karaibrahim – 16 Mart Öğretmen Okullarının Kuruluş Yıl Dönümü

Öğretmenim Ali Uysal Beyefendi için bir yazı yazmam istendiğinde duygularım gökkuşağına dönüştü… Yazabilir miydim? Bu derinliği yazıya dönüştürebilir miydim? Bilemiyorum. Yıllardır O’nun peşinde yürüdüm… 1964 – 2015.

51 Hasan Akarsu – Rahime Henden’in Şiirleri

Ozan, yazar Rahime Henden, 1961 Giresun-Bulancak-Arifli köyü doğumlu olup İstanbul’da birçok işyerinde, sivil toplum kurumlarında çalışır. Şiir ve yazılarıyla dergilerde yer alır. 1994’ten beri dokuz şiir, bir de roman kitabı yayımlanır: Kahkahasız Bebelerim, Barikat Çiçekleri, Gül Yangını Yürek, Sokaklar Bahar, Güneş Tutkunları (Roman), Yüreğimin Yongası, Ses Veriyordu Sessizlik, Tanyeri Işıltıları, İsyan Günlüğü, Parıldayan Ay. Bu yazıda ozanın üç şiir yapıtında gezintiye çıkıyoruz.

53 Aylin Yıldız – Park (öykü)

Gezintiye çıksa iyi olacaktı. Ne yağmur ne de kar ama soğuk mu soğuktu hava. Bulutlarsa şu koca kentin kirini pasını yansıtıyordu. Yok ki bir adım ötede kavaklı, servili, çamlı bir gezinti yeri. Olsa olsa sağında solunda otomobillerin geçtiği yürüyüş yolu vardı. Bu da kandırmacaydı. Gözünün önüne çocukluğunun geniş mi geniş çayırları geldi. Çayırlar kavaklarla çevrelenmişti. O kadar yüksekti ki kavaklar, o kadar genişti ki gövdeleri. Her yana uzanan o güçlü dalları ona güven veriyordu. Dayasa başını kavağın gövdesine dallar eğilip sarılacaktı, yapraklar okşayacaktı başını.

55 Bize Gelenler

56 Cengiz Gündoğdu – Yıldız Güncesi

19 Ocak Salı

Dergideyiz… hava soğuk… proletarya çalışıyor. Biri bizim balkonda tahta çakıyor.

Balkona çıktım. “Sana bir şey söyleyeceğim” dedim. “Burada patırtı gürültü çıkarıyorsunuz. Demiyor musunuz, burada bir adam var, onu rahatsız ediyoruz.”

Proleter şöyle yanıt verdi, “Seni görüyoruz, gürültüden rahatsız olduğunu biliyoruz. N’apalım, arkada patronlar var.”

Proleter, benim bildiğimi bana söylüyor.

Sonra güldü, “Böyle işte” dedi.

Elinde kocaman bir çekiç vardı. Bir tahtaya çivi çakmaya başladı, eğrilmedi çiviler. Güzel vuruyordu. Yanlış yere vuruyordu.

 

Bir Cevap Yazın