Monthly Archives: "Şubat 2013"

Çok gezen mi bilir çok okuyan mı? Ne yalnızca çok gezen ne de yalnızca çok okuyan bilir. Bilmek için çok gezmenin yanında çok da okumak gerekir. Çünkü gezmek bir uygulamaysa okumak onun kavramıdır. Uygulama, deneme yanılmayla değil de önceki deneme yanılmaların, deneyimlerin sonucu olan kuramla gerçekleşirse daha başarılı olur. Örneğin, bir yeri gezmek sözkonusu olduğunda yalnızca o yere ilişkin yazılanları okumak o yeri tanımayı sağlamaz. Aynı biçimde o yere ilişkin hiçbir şey okumadan o yeri gezmek bakan kör gözlerle dolanmaktır. Bir kenti gezmekse en zorudur. Çünkü kentler iktisat, kültür, sanat,Read More
  “Bu yapıtta okuyacağınız Edebiyat ve İnsan adlı yazısının bir yerinde şöyle der, Korkut Köseoğlu. ‘Burjuvazi, bireyi koruma yalanıyla insanı iyice yalnızlaştırdı.’ Doğru bir saptamadır bu. Ama ben bu saptamayı değil de, bu doğruyu görebilmeyi önemsiyorum. Korkut Köseoğlu bu doğruyu gören gerçekçi bir yazardır.                                                                                 … Böyle dönemlerde gerçekçiliğe, ekmek kadar, suRead More
    “’Yeni Gökler Bekler Seni’ bir ilk kitap. Baha Çıtakoğlu’nun ilk kitabı damıtılmış şiirlerden oluşuyor. Yaşamdan şiir süzmek zaman alıyor. Uzun yıllar boyunca şiir yazmayı sürdüren Baha Çıtakoğlu şairlik yolunda yürümeye karar verse de kitabı yayımlansın diye acele etmedi. Şiirleri sanki zamanın içinde sınavdan geçti. Zamanın içinde birikti sözcükler.  Baha Çıtakoğlu sözcükleri biriktirdikçe damla damla oluşturdu şiirini. Ölçe biçe sözcükleri, dizeleri koklaya koklaya, yanlış yap­maktan korka korka ördü şiirlerini. Baha Çıtakoğlu’nun şiirlerinde süzgeçten geçirilerek damıtılmış duygular dikkati çekiyor. Damıtılmış duygular gerçekçi bir yaklaşıma yaslanıyor.” Berrin Taş      Read More
  “Neşe Baştürk hem yazılarında, hem söyleşilerinde temel insani sorunları da irdeliyor. Şu sorusu son derece önemli. “… neye güleriz, neden güleriz.” Bu soru insanın kültür birikiminin notudur. Neşe Baştürk yanlış gülündüğünü düşünüyor.   Yanlış gülüş, yabancılaşmayı akla getirir. Yabancılaşan insanın, gülmemesi gerekenlere gülmesi bundan haz alması, sanatın dönüştürücü gücünü akla getirir.   Neşe Baştürk’ün yazılarında insan var. Yazar, yaşadığı toplumdan koparmadan anlamlı sorular soruyor insana.   İnsani değerlerin yerle bir edildiği böyle bir dönemde insana sesleniştir bu yazılar. Kendine gel. Gülmemen gerekene gülme… Yabancılaşmanı kır.   Şunu bilmeliyiz. İnsanaRead More
Sonsuzluğu gördüm rüyamda Tek başına gökkuşağı gibi Boşlukta bekliyordum Zaman güneşin kucağında Bebeler gibi mutluydu Renk cümbüşü içinde halk Halka halka doldurup boşluğu Bir yıldızdan bir yıldıza Hünerli bir sorumlulukla Bir gidip bir geliyordu Ay yoktu Tanınmıyordu Geceye uyandım İçim içime şiir olduRead More
Faraşın üstünde ölüsü şimdi Anladım ki bir kuru can da olsa Kemirirken o bizim enerjimizi Acınmaz artık bu yiyicilereRead More
“Toplumsal koşullar ne kadar ağır olursa olsun, her sabah uyanmak, yeniden yaşamaya başlamak güzeldir. Topumdaki tüm olumsuzluklara karşın, yaşantılarımızdaki umut verici ayrıntılar bizi mutlu kılmaya yeterlidir. Ben şiirlerimde genellikle doğa sevgisini, aşkı ve umudu dile getirmeye çalıştım. İnsan sevgisinin yanısıra eşitlik ilkesini yoğunlaştırmaya çalıştım. Şiir zaten bir yoğunlaştırma sanatı değil midir?”Read More
Geleneksel Osmanlı estetiği, dış dünyanın bir öte gerçekliğin yansıması inancından hareketle, mimesisi dışlayan yansıma esasını temel alır. Mimesisi dışlayan yansımada ne mekâna ve ne de zamana yer olmadığından, kendi içinde mekân ve zaman yokluğunu yaşayan geleneksel estetik, mekâna dair olan perspektif ile tanışmasıyla değişime uğrar. Osmanlı estetiği, Batı estetiğinin belirleyiciliği altında geleneksel anlatı ile bağını tümüyle kopartmadan yeniden biçimlenir. Gelenekten moderne olan sürece ivme katan Cumhuriyet estetiğinde, real olan ile ideal olanın birlikteliği, ideolojik beklenti ile örtüşen sanat anlayışını ortaya çıkartır. Real olan ile ideal olanın birlikteliğinin amacı, ideale doğruRead More
“Düşüncelerini, eğilimlerinin, davranışlarını, alışkanlıklarının belirleyiciliğinden kurtaramayan insan özgür olamaz.” “Çoğunlukla, aptallar azimli ve sebatlı olur, zekiler olmaz. Bu yüzden nice zeki insan heba olup giderken ortalığı başarılı aptallar kaplar.” “Çoban davarı önüne katar; önder toplumu ardına alır. Hangi sürü daha uysaldır!” “Sevgili büyüdükçe, onu içine yerleştirdiğimiz dünya küçülür; dünyamız büyüdükçe sevgili küçülür.” “Kendimi araştırdığımda, hep başkasını buluyorum. Kendim bir kavşakta, üstünden başkaları geçiyor. Halis bir kendim yok mu? -Kendime başkaları bulaşmış, çıkmıyor.” “Yazıyı sevdim. Yıllarca baktım usta işi yazılara. Baka baka yazmayı öğrendim, her zanaatta olduğu gibi. Düşünmeyi de öyleRead More
Felsefe, temellendirici, gerekçelendirici, mantıksal uslamlamalı düşünce biçimindedir. Ama bu tarz her düşünce yapısı felsefe değildir. Örneğin tanrıbilim de aynı uslamlama yolunu izler. Fakat onun dayandığı, sorgulamadan kabul ettiği inançları vardır. Mantıksal uslamlama bunlardan sonra gelir, bunların üzerine kurulur. Benzeri biçimde felsefenin de ön-dayanakları, ön-varsayımları olduğu söylenebilir. Filozof bunları kanıtlamaya çalışmaz. Fakat bunlar, onun kendi varlığı, bu dünyanın varlığı, sözlerini kendi dilini kullananların belli ölçüde anladığı gibi basit kabullerinden başkaca şeyler değildir. Bu tarz nahif inançlar dışında filozofun karşısındakinden beklediği biricik şey, ergin ve sağlıklı tüm insanların ortaklaşa paylaştığı ustur, çelişmeRead More